29 Ekim 2010 Cuma
a child to criticize
Bugün benim doğumgünüm. Sadece müzik dinleyip deniz aşırı bir ülkeden dergi alma planları yapıyorum. Ve bu şekilde mutlu oluyorum. Mutlu olmak için bir tane şarkı, bir tane düşünce yetiyor demek ki. Bunun dışında sahip olduklarım bana sahip oldu hedesi çok güzel. Resmen aypodumsuz bir dünya düşünemiyorum. Into the Wild denen filmden hiç hoşlanmıyorum bunu itiraf edebilmek de çok güzel. Sen meseleleri kafanda bitirme, dağa bayıra kaç. Oldu. Sen çaldır ben seni ararım tatlım. Bugün çok çılgın bir gün zaten, yine birsürü karar almam lazım. Ama bence en büyük olay yarınki sınavı hiç umursamamam, oysa 2 hafta önce düşüncesi bile karnımı ağrıtmaktaydı. Umursamamak en büyük mutluluk. Daha onyedionyedionyedi diyip gidiyorum ben.
27 Ekim 2010 Çarşamba
talk to me now ı'm older
Bugün müzik dersinde sanırım 45. kere Piyanist'i izledik. İzlemez olaydık. Sabahın körüne felsefe dersi koymuşlar bi kez, üstüne de başından sonuna kadar bir şekilde kahramanlık yapıp bütün insanlığı kurtarmasını beklediğim ama hiçbişey yapamayan esas oğlanın oynadığı bir film. Ama konu bu değil. Konu bizim birşeylerin farkında olmamız. Yani ben istediğim hayatı yaşayamayacaksam gerçekten sabah sabah yaptığım felsefenin de yüz saat uğraşıp çözdüğüm matematik probleminin de hiç önemi yok. Ve böyle hayatın anlamı, farkındalık, farkında oldukça mutsuz olmak diye konuşuyoruz ya, 2 dakka geçmiyo Lou Reed taklidi yaparken buluyorum kendimi. E hani noldu diyorum yani. Bunların farkında değilmişim gibi yaşayamam ama aynı şekilde sürekli "siz daha gülün eğlenin dünyanın derdi var" diyen bi tip de olamam. Kendimi biliyorum. Mate'imle bunları konuştuk, konuştuk ve resmen "akşama kadar hayatımızın anlamını bulmalıyız bişeyler yapalım" durumu. Sonunda saçmaladığımıza karar verdik tabiki evet yaptık bunu. O değil de Öyle Bir Geçer Zaman Ki izliyorum hem de çok pis bir şekilde.Bunu asla inkar etmem. Ama Osman'a üzülmüyorum, bence o evin dertlisi Mete'dir, Aylin'dir. Bide dövemez diyorum, dizide o kadarını yapamazlar diyorum adam çatır çutur dalıyo çocuklara. Böyle dünyanın derdi bitmiyo falan ama benim aypodum olduğu için umrumda olmuyo. Ne şarkı yüklemeyi bildim tam olarak ne başka atraksyonlara girebildim, olsun, daha çok vaktimiz var bence.
26 Ekim 2010 Salı
too many fish there in the sea
Baş ağrısından uyanmak ne demek ya sorarım ne demek. Bütün gün sürer mi bi ağrı, 3 tane bebe aspirini içtim geçmedi. Ama fakat eve gelince Ankara'dan gelen pakedi görmem, açmam ve Ipod Touch bulmam. Sanki çok güzel bir günmüşçesine bugün. Böyle beni hiçbişey durduramaz gibi artık. Öylesine mutluluk. Akşam dizi de izliycem, evet bence Salı günleri az biraz sempatik gibi. Pazartesi geçmiş, birey kendini alıştırmış, bu hafta geçicek ya öyle yada böyle geçicek modunda kabullenmiş. Matematik sınavına hiç çalışmadan gidip 2 ders boyunca anlamaya çalışmak ama bişey anlamamak, sıra arkadaşı şahsın bi iki saniye boşluğa dalıp "Müzik dinlesek ya" demesi. Bütün dönem dinlemediğin dersi 2 saatte anlayamayacağının farkına varıp kaderini kabullenmek. Cidden çok düşünüyorum geçen sene niye boş kağıt vermedim diye. 08 aldım onun yerine daha mı iyi oldu. Ama bu sene daha farklı sanki. Dinlemediğim derste soru sorulunca "Bilmiyorum, dinlemedim" diyebiliyorum en azından. Ya gerçekten ne büyük asilik diğ mi? O an sınıftaki 22 kişi için öyle en azından o da yeter. O zaman ben gideyim de şarkı atayım aypoduma. Ahahahahahaha
23 Ekim 2010 Cumartesi
light is red
Bugün tek başlarına anlamsız gibi görünen durumlar bir araya gelince hayat ne kadar can sıkıcı bir hâle geliyormuş anladım. Teyzem ateşlenmiş yatıyor, ananem ve dedem son ses dizi izliyor, ben ders çalışmaya uğraşıyor, uğraşıyor, uğraşıyordum. En kötüsü de sabah kalktığımda annem yoktu. Kardeşimi alıp tiyatroya götürmüş. Çok büyük travma yaşadım doğal olarak. İçimden sadece "but who knoooowwws" diye şarkı söylemek geldi. Sonra ananem çok değişik bi insan. Koridorda karşılaştığımızda durmaksızın binlerce soru sorabiliyor kendisi. "Canın mı sıkıldı, acıktın mı, yere basma(!), uykun mu var, tamam yavrum okuyun ekmeğinizi kazanın, ayaklarınızın üstüne basın(!), kimseye muhtaç olmayın, annen nerde kaldı" gibi. Ben de odada kalmaya çalışıyorum bu yüzden. Sarı masa lambası, çözemediğim karmaşık sayılar soruları, derin sessizlik, aç olmadığım halde bişeyler yemek isteyen iğrenç bünyem, günden güne büyüyen göbeğim aklımdaki yegane şeylerdi. Ha o an varya böyle kalkıp "Nası işlerle uğraşıyorum ben ya. Ne bu şimdi, i ne demek koordinat düzlemi ne demek, bana şu yaşadığım hayatta bi tane koordinat düzlemi gösterin bu nası sanallık nası dünya" diye bağıracağıdım. Biraz sonra annem geldi, kendisine "Ödevime yardım etsene şeker" dedim. Sonra bi an kitaba baktım. Sorulardan boş kalan yerleri şarkı sözleriyle doldurmuştum, ciddi problemlerim vardı. Resmen hayattan soğumuş bir ergendim ben. Ve bir süre daha böyle devam edicem sanırım. Bir süre daha ağır yemekler yapılıcak evde, annem makarna yapmıyıcak, dedem eve girip çıkan herşeyin hesabını sorucak, herşey fazlasıyla normal olacak. Ve tek istediği azcık müzik dinlemek olan kız çocuğu sabah güneş doğmadan otobüs durağına yürürken kendi şarkısını kendi söylemek zorunda kalıcak.
22 Ekim 2010 Cuma
how long must I wait
Normalde "dolapta dünkü kabak yemeği var ısıt ye" lafının sık duyulduğu evimizde bugün 5 çeşit yemek var. Bir kanalda 5 dakikadan fazla duramayan televizyonumuzda Hitler belgeseli izlenmekte ve ses "belki de alt sokaktan geçenler bilmiyordur, evet Hitler öldü tamam mı lanet olsun sizlere" dercesine açılmış. İşte dedemin geldiği nasıl da belli. Gelmiş ve bu sabah tahmini olarak öğlene doğru kontrolü tamamen ele almış. Eve sinen ağır mandalina kokusundan da anlaşılıyor zaten. O değilde şu. Acayip şekilde böğürmek suretiyle ses tellerimde kalıcı hasara yol açtım gaaliba. Brüt vokalle Ankara'da söylemek mi, bir daha mı?? Asla.. Ama gerçekten hoş bi durum oldu böyle çızıklı ergen sesi gibi çokoş. Haftaya bugün doğumum var annem de istediğim şeyi alacağını açıkça söyledi ama ben accayip stres yaptım ve ne istediğimi bilmiyorum şu an. Küçücük çocuğun üstüne bu kadar yük bindirilmemeli. Ve halam da Ipod almış bana ki bugün telefon açıp adresi sordu. Tee Ankaralardan adres soruyosun niye diye sorunca belki lazım olur diyosun. Sen kimi kandırıyosun a kendini bilmez insan? Karşında kim var sanıyosun? Hiç bilmiyorum Führer
20 Ekim 2010 Çarşamba
carve your name into my arm
Bugün ananem döndü uzaklardan. Yine sabah kalkıp bana kahvaltı hazırlıycak galiba. Evet evet. Okuldan dönünce evde anane bulmak ne güzel. Yarın da dedem gelicek ve bence o zaman çılgın atıcaz ailecek. Dedemin uçakla gelişi ve telefonda bunu normal bişeymişcesine söylemesi. Dede dediğin ototbüsle gelir. Bu mutlu olaylar arasında ben, muzu nutellaya banıp yemek suretiyle sevincimi göstermekteydim. Ananasım beni gördü ve "yavrum acıktın tabi (sevgisözcüklerisevgisözcükleri)" dedi. Kendisine bunun acıkmak değil azıtmak olduğunu, metropol yaşamında normal insanların bu takım hareketler yapmadığını açıklamaya çalıştımsa da o anneme patates kızartması için baskı yapmaya karar verdi. Evin içi kızartma yağı koksa da bence mutlu olduğum nadir günlerden biri bu. Sabah 6'da kalkıp, banyoya gidip, bi süre aynayla bakıştıktan sonra yapıcak başka bişey bulamayıp Grammy konuşmamı tekrarladım milyonuncu kere. Hâlâ üzerinde çalışmam gereken yerler var.
O değilde bi iki yıl öncesine kadar anneme "Anne Patates Kızart" diye akrostiş yaptığımı hatırlarım. Bildiğin destan yazmak artık. Çok mu açtım, çok mu sıkılmıştım hiç hatırlamıyorum ama haydut gibi bi uğraş.
18 Ekim 2010 Pazartesi
failing can be quite a breeze
Karın ağrısından ölmek diye bişey var. Buna eminim. 5 metrelik yolu yürüyerek başlayıp sürünerek bitirmek var.
Kardeşim bugün futbol çalışmasına gitmiş, 2 saat koşmuş. Eve gelip yattı. Sonra annem kaldırdı ödev yapsın diye. Ben hayatımda böyle asabi bir 9 yaş çocuk görmedim. Peki getir yapıcam dedi ama resmen kapıyı çekip çıkıcak arkadaşında kalıcak gibi tavırlar. Tabi annem orda bişeyleri düzeltmeye çalışırken film koptu. "Anne yeter yeter YETER YETER YETER!!!" diye bağırmaya başladı bu velet. Aha dedim sorunlu 2. Bizim evin Osman'ı bu.
Şu an hayattan tek istediğim şey yeni insanlar. Ama farklı tipler olucak yani yeni bişeyler görmek, duymak, konuşmak istiyorum. Arkadaş dediğin kafa açmalı zaten. Şu etrafımda dönen iğrenç okul ders sınav muhabbetinden kurtulmak, gençliğimi zevk-ü sefa içinde yaşamak istiyorum. Ve gerçekten normal yaşanan bir hayat kadar sıkıcı bişey olmadığına eminim. Yok mudur böyle okumayla kafayı bozmamış, aşırı normal olmayan insanlar? Çok şey mi istiyorum?
Kardeşim bugün futbol çalışmasına gitmiş, 2 saat koşmuş. Eve gelip yattı. Sonra annem kaldırdı ödev yapsın diye. Ben hayatımda böyle asabi bir 9 yaş çocuk görmedim. Peki getir yapıcam dedi ama resmen kapıyı çekip çıkıcak arkadaşında kalıcak gibi tavırlar. Tabi annem orda bişeyleri düzeltmeye çalışırken film koptu. "Anne yeter yeter YETER YETER YETER!!!" diye bağırmaya başladı bu velet. Aha dedim sorunlu 2. Bizim evin Osman'ı bu.
Şu an hayattan tek istediğim şey yeni insanlar. Ama farklı tipler olucak yani yeni bişeyler görmek, duymak, konuşmak istiyorum. Arkadaş dediğin kafa açmalı zaten. Şu etrafımda dönen iğrenç okul ders sınav muhabbetinden kurtulmak, gençliğimi zevk-ü sefa içinde yaşamak istiyorum. Ve gerçekten normal yaşanan bir hayat kadar sıkıcı bişey olmadığına eminim. Yok mudur böyle okumayla kafayı bozmamış, aşırı normal olmayan insanlar? Çok şey mi istiyorum?
Kaydol:
Yorumlar (Atom)